1) Müsteri mi hakli ? Tasarimci mi hakli?
Oportünistce bir cevap olabilir, hem ikiside, hem bazisi! Tasarimci ve müsterisi arasindaki iliskiyi tanimlamak için, tasarimcinin müsterisinin kim ya da kimler olabilecegine, bu iliskiyi nelerin dogurduguna yanit aramak gerekir.
Müsteri genellikle bir mal ya da hizmet karsiliginda k ¢r etmeye çalisan kisi ya da kurumdur. Gündelik hayatta tekrar edilen romantik pekçok söylemin aksine, "gerçek" birkaç amaci vardir;
a) K ¢r etmek! Daha fazla k ¢r etmek. ( bu madde tüm maddeleri kapsiyor)
b) Rakiplerinden daha hizli olmak. (rakiplerinin hiç olmamasini güvence altina almak, rakibi varsa küçük kalmalarini ya da yok olmalarini saglamak)
c) Oldugundan daha büyük, güçlü, zeki, yaratici ve güvenilir görünmek. (kredibilitesini, müsteri güvenini, yatirimci iliskilerini gelistirmek)
Tasarim, post-kapitalist üretim ve tüketim zincirinde önemli bir "araçtir". Bu durum tasarimciyi büyük oranda modern bir zanaatçi ve yeni bir tür illüzyonist olarak konumlandirmaktadir.
özellikle davranis bilimlerinin pazarlamaya uyarlanmasi ile birlikte tasarimci, modern dünyadaki uyari bombardimani ve pek çok marketing manipulasyonunun içerisinden sivrilecek, mali ya da hizmeti almasi hedeflenen kisi ya da grubun ilgisini çekecek illüzyonlar gelistirmek durumundadir.
Tasarimcinin müsterisi ile iliskisi de kabaca bir "yatirim" sürecidir. Bu süreç içerisinde çesitli riskleri de barindirir. Tasarimci-Müsteri iliskisine yön veren temel itkiler yukarida maddeledigimiz nedenler oldugu için; bir tasarimci estetik ve teknik bir dille düsünürken, müsteri genelikle "maksimum fayda" üzerinden düsünerek; tasarimciya, ortaya çikacak ürünün kendi müsterilerinin farkindaligini arttirarak onu tercih etmelerini saglamasi hususunda çaba göstermesi konusunda sik sik (biktirici!) telkinlerde bulunacaktir.
80 li yillarin sonundan itibaren "marka", muhtevasinin önüne geçen, bir mal ya da hizmetin kar marjini belirleyen birincil öge mertebesine ulasti.
Bundan kisa zaman öncesinde, tost ekmegi arasinda köfte ve salçanin BigMac; karamel, kahve özütü, meyan kökü sirasi, karbondioksit ve sudan olusan sivinin "k ¢ti olarak" Coca Cola olmadigi zamanlarda marka, bir mali tercih etmemizde birinci faktör durumunda degildi.
Marka’ nin icadindan bugüne, satilan nesnelerin içerigi (gramaji) azalmis ve fiyati daha pahalilasmistir. Bunu somutlastirmak için herhangi bir semt pazarinda satilan bisküvinin kilosu ile markette ambalaji ile satilan 50 gramlik bisküvinin kiloya oranli fiyati arasindaki uçurum güzel bir örnek olacaktir. Sekil ve muhtevasinin ayni olmasina ragmen arada olusan fiyat farki, büyük oranda "tasarim ve pazarlama stratejisi" sayesinde olmaktadir. Buna maksimum k ¢r denmektedir! Tasarimcinin görevi de bizatihi budur.
Bu durum, "klasik ve yok olmakta olan" kimi firmalar için tasarimci ile kuracagi iliskiyi agresif bir iliski haline getirebilir. Yukarida saydigim tasarimcinin müsterisinin kaygilarinda "bize ait" kimi durumlari (örnegin; "rahmetli babam bu rengi çok severdi maviyi çikar pembeyi kullan" seklindeki subjectif talepler) sevgili Mehmet Dogan yazilarinda pek güzel anlatmaktadir.
Türk kültüründe bulunan "müsteri velinimetimizdir" retorigini ve insani ego çatismalarini bir tarafa birakacak olursak, tasarimci ve müsterisi arasindaki iliski, yukarida saydigim kaba saba fakat ne yazik ki gerçek, "modern doga kanunlarina" uygun hizmet vermesi sartiyla sütliman bir iliski arzedecektir.
2) Bir projede müsterinin dedikleri mi olmali yoksa tasarimcinin dedikleri mi ?
Bu sorunun yanitina yukarida ufak bir giris yapmis olduk. Tasarimcinin hedefinin müsterisinin müsterileri arasindaki "iliskiyi" gelistirmek için estetik, teknik yeteneneklerini seferber ederek, müsterisinin malina ya da hizmetine "anlam" ve /va ya "deger" katmaktan ibaret oldugunu hatirlamamiz gerekiyor.
Günümüzde bir tasarimci, estetik(renk, tipografi vs ) ve teknik (programlar, araçlar, betikler vs ) gibi profesyonlarin yani sira, proje yonetimi, psikanaliz, davranis bilimleri, sosyoloji, iktisat, dilbilim ve gündelik hayat bilgisi (kahve, sokak, tribün kültürü, son dönemlerde din kültürü ve ahlak bilgisi!) hakkinda da yetkin olmalidir.
Yukarida saydigimiz birbirinden pek kopuk gibi görünen disiplinlerle içli disli bir tasarimci, markanin "konumlandirma ve tutundurma" stratejileri içerisinde "ideal" fikri ve ürünü yaratabilecektir.
Projenin tamamlanma süresine, projenin maliyetine ve projenin hedefine bagli olarak tasarimci, müsterisiyle empati kurmak durumundadir.
Ideal fikre ve proje planina sahip, markanin bekasi için savasmayi göze almis tasarimcinin önerileri, müsterisini ikna edemiyorsa, batmayi kafasina koymus bir firmayi "akilli tasarimci" bile kurtaramayacaktir diskurundan hareketle boyun egmek ve denileni yapmak projeyi kaybetmemeniz için bir yoldur. Tasarimci için müsteri istekleri birincil önemdedir. (velinimet kurali)
Zaten, Türkiye’ de Serdar Erener ve bir kaç "tasarim süperstari" disinda genellikle son sözü müsteriniz söyleyecektir. Sözünüzün dinlenmesini istiyorsaniz US, Canada ve AB ülkelerinden birinde bir kaç yil çalismaniz elinizi yeterince kuvvetlendirecektir.
3) Müsteri istekleri dinlendigi zaman elde edilen sonuçlar nedir? Hiç müsteri dinleyip basarili bir is yaptiniz mi?
Tasarimcinin iki müsterisi birden vardir. Yukarida bahsettigimiz isvereni ve isvereninin müsterileri. Tasarimcinin tepe noktasinda oldugu bu eskenar üçgenin teskil etmesi sanirim en ideal durumdur. Bu durumu yaratabilecek temel unsur üçgeni olusturan köseler arasinda empatik iliski gelistirmekle mümkündür. Fakat bu empatiden metafizik bir olay anlasilmamalidir.
Müsteri istekleri dinlendiginde ortaya çikan sonuçlar, genellikle, keyifli, hizli ilerleyen bir proje süreci, kullanilabilir, genisletilebilir ve ölçeklenebilir basari..
Tabii ki basarili oldugunu dündügüm isler yaptim.
Türkiye’ de çogunlukla basarisiz projelerin nedeni olarak müsterisinin kendisini ifade edememesi ya da daha dogrusu yaptigi isi tanimlayamiyor olusu oldugunu düsünüyorum.
4) Müsterilerin yapilacak is hakkindaki bilgisine dair bir genelleme yapsaniz, söyleyeceginiz 3 kelime ne olur?
Herseyi ben bilirim.
Ben sana birseyler yapman için para veriyorum, daha baska birsey veremem.
Bu isin acele bitmesi gerekiyor (genellikle bir hafta sonra). Ne zaman biter?
5) Müsteriler kendi müsterilerini ne kadar taniyorlar?
Müsteriyi tanimak, eskisinden çok daha zor.
Ama bu müsterilerin müsterileri denilen kitlesi (yani bizler) geçmise nazaran hizla davranis ve tutum degistirebiliyoruz. E-Posta zincirleriyle dolasan sunum dosyalari bir firmayi 3 gün içinde yerle yeksan edecek denli güçlü etki yaratabiliyor. Tarihsel sahsiyetleri "baklava dilimli" kazakla anime eden bankalar daha düsük faizle kredi veren rakiplerinin önüne geçerken reklamin yaratttigi rüzgari kullanarak ayni renk ve modelde kazak üreten firmalar 5 yillik cirolarini bir ay içinde yapabiliyor.
Soruya net bir cevap vermek gerekirse,
Bazilari hiç. Bazilari çok. Bazilari su anda tanimaya çalisiyor. Hiç tanimayanlar markasini animsayamadigimiz, leblebi tozu, arapkizi sakizi gibi markalarin yaninda yerini alacaklar.
6) Her turlu isten anlamaz adama karsi, gozun gordugu bariz hatalari gormezden gelip oylece "tasarimci yapti, ne yapsa yeridir" mi diyecegiz?
Dememek gerekir.
Evrendeki hiçbir hata bir kisiye, bir nedene maledilemez. Genellikle 4 aya yayilmis bir proje de yapilacak hata miktari ya da boyutu 1 haftada bitmesi gereken bir projeden daha azdir. Yeterli bir ödenege sahip karmasik bir proje, daha kisitli imkanlarla yapilmaya çalisilan basit bir projeden daha sorunsuz atlatilabilir.
7) Isin muhtevasi üzerine son söz kimin olmali? Kim adaletli bir sekilde "tasarimcinin aldigi parayi haketmedigini" söyleyebilir?
Bundan 50 yil önce ülkemizde bir elin parmaklari kadar "tasarimci" vardi. Hemen hemen herkesin bildigi Ilhap Hulusi bunlardan biridir. Yüzlerce kamu kurumu, sirket, isletmenin logosu ve basin ilanlarini afislerini tasarlayan, serigrafi tezgahinda tek basina çogaltan oydu. Türkiyenin 80 yillik marka tarihinin ilk 40 yilini tek basina üstlenmis dersek mubalaga etmis olmayiz.
Bugün, üniversitelerdeki tasarim bölümlerinden, sehir merkezlerinde, kenar mahallelerde yükselen "tasarim, grafik" egitim merkezlerinden mezun olan sertifikali, diplomali ve diplomasiz, onbinlerce tasarimcidan beklenen sey hemen hemen aynidir.
Geçmiste en iyi ajanslarin bile 3-5 kisiyi asmayan çalisan sayilari 30 lu sayilara ulasmakta. Hatta bazi tasarim ajanslarimiz kendilerine kurumsal isim olarak "fabrika, trafo vb " endüstriel mekan adlarini seçmektedirler.Konsept gelistirme sonrasi tasarim prosesleri post-fordizm olarak tanimlanabilecek seri üretim ve dagitimi zorunlu kilmakta. Tasarimcilar için, strateji, konsept, üretim, yayim asamalarindaki konumuna göre pek de adil olmayan bir gelir dagilimi söz konusu.
Günümüz tasarimcilarin (süperstar olanlarinin disinda kalan) büyük yüzdesi, yeni nesil proleterya sinifi içinde tanimlanabilir. Endüsturiyel üretim sürecinde kol emeginin asamali olarak azalmasi, CAD /CAM ve robotikin endüstiriye uyarlanmasi üretim süreçlerinin tamamen plan dahilinde yürümesi gibi tv, internet, baski teknolojileri asamalarinda çalisan insanlarin çalisma standartlarini belirleyen teknolojiye bagli gelismeler yasanmakta.
Sizin burada modellediginiz bir tasarimin, çin’ de aninda kopyalanmasi bir kaç hafta sonra Tahtakale’ de, degerinin 50 de birine satilmasi, tasarlayip proramladiginiz muhtesem portfolyo sitenizin aynen kopyalanarak, template sitelerinde 20$ a yüzlerce firma tarafindan kapisilan bir "ürüne" dönüsmesi… Tasarim nesnesinin "degeri" üzerine düsünmek gerekli.
Modern çagda tasarim, Picasso ve Dali tablolarinin aksine her saniye degerini yitiriyor.
Bu hiz ve hengame içerisinde olan tasarimciya oluyor. Tasarimci, tasariminin yaratttigi etki ve marketing basarisi unutulup degersizlesebiliyor.
8)Müsteri tüketici olarak haklarini nasil savunmali?
öncelikle, itiraz ederek. Satin almayarak!
Geçmiste sendikalarin, iscilerin sik sik tekrarladiklari, pankart ve dövizlerine yazdiklari sözler vardi hatirlarsaniz: "üretimden gelen gücümüz…", "üreten biziz…" vs. Günümüzde ise artik "tüketimden gelen güç" diye tanimlayabilecegim bir durum söz konusu. Üretim ve tüketim zincirinin disinda kalmis kimse kalmadi dünyada. (aborjinler dahil! )
Pazarlama süreci modern pekçok yalani ve yaniltmayi içerisinde barindiriyor. Ayrica is hayati bilinmezliklerle dolu bir süreç. Taraflarin hukuki olarak kendini güvenceye almasi, proje hedeflerini, süreçlerini yazili hale getirip karsilikli olarak onaylamasi sonradan çikacak sorunlarin daha kolay çözümlenmesi için faydali olacaktir.
T.C Hukukunda "ayipli mal" olarak tanimlanan kötü ve yetersiz hizmete karsi tüketicilerin pek bir hakki yoktu. Yeni Anayasa da ne olacak bilmiyoruz.
Hukuki haklarin ödevlerin bilinmesinin ötesinde, tüketim davranisinin dogasini ve dinamiklerini de bilmek, bunlara dair elestirel bir yaklasim gelistirmek bizi salt "tüketici" olmaktan kurtarabilecektir diye düsünüyorum. Bunun için hemen herkesin okumasinda fayda olabilecek benim geçmiste zevk duyarak okudugum bir kaç kitabi sizinle paylasmaktan memnuniyet duyarim.
Toplumun MacDonaltlastirilmasi ve Büyüsü Bozulmus Dünyayi Büyülemek ( George Ritzer , Ayrinti yay.) Tüketim Toplumu (Jean Baudrillard, Ayrinti Yay.), Tüketim Köleligi (Ivan Illlich ) , Zygmunt Bauman’ in bütün kitaplari, Tüketimin Antropolojisi (Douglas /Isherwood) bazilari..
Continue Reading
Son Yorumlar